'Seni annene götüreceğiz'
Melis Söylemez -

'Seni annene götüreceğiz'

Kapı çaldı. Babasının “yabancılara kapıyı açma” uyarısına rağmen koşarak kapıyı açtı küçük kız. Birkaç tanımadığı insan zorla içeri girmeye çalışıyordu, girdi de. Tanımadığı birkaç kişi evlerinin tam ortasındaydı. Babasının kucağına oturdu. Bir kadının elleri uzandı, “buraya gel kızım seni annene götüreceğim” diyerek. Kız çocuğu tanımadığı bu kadının ellerini tutmak istemiyor, babasına sığınıyordu, “seni annene götüreceğiz” sözü de tıpkı çocukların başına kötü şeylerin geldiği anlatılan o korkunç hikayelerdekinin aynısıydı. Çığlıklar içinde ağlayarak çırpınıyordu kız çocuğu. “İmdat baba imdat, verme beni baba, bırakma beni baba, baba beni bırakmayacaksın değil mi?” sözleri yankılanıyordu.

Bu cümleleri bir gerilim romanından alıntılamadım, çocuğun icra yoluyla teslimi esnasında yaşananlardan gördüklerimi ve duyduklarımı aktardım.

Geçtiğimiz günlerde icra memurları 11 yaşındaki Yağmur’u annesine götürmek üzere babasının yanından almaya geldiğinde benzeri şeyler yaşandı. Yağmur da tıpkı diğer çocuklar gibi babasının kucağında, “İmdat baba imdat” diye ağlarken kendisini sakinleştirmeye çalışan uzmana vuruyordu. Uzman küçük kızı sakinleştiremedi ama Yağmur o vaziyetteyken babasının yanından alındı. Dava dosyasının detaylarını bilmiyorum bu sebeple Yağmur’un annesinin yanına gitmek istememekte haklı olup olmadığının yorumunu yapamam ama konu özelinde hiçbir şey bilmesem de bir çocuğun ne olursa olsun ebeveyninin yanından tanımadığı insanlar tarafından -bu şekilde- alınmaması gerektiğini biliyorum. Peki neden buna gerek duyuluyor öncelikle buna değinelim.

Çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişimi için ebeveynlerinin her ikisiyle de sağlıklı ilişkiler kurması bir zorunluluk. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi gibi uluslararası hukuk metinlerinde ve ulusal hukuk sisteminde de açıkça belirtildiği gibi, çocukla kişisel ilişki kurulması çocuk açısından da bir “hak”. Ebeveyn için ise çocukla ilişki kurulması hem bir hak hem de bir yükümlülük.

 

Medeni Kanun’a göre, ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile “uygun kişisel ilişki kurulmasını” isteme hakkına sahip. Anne babanın boşanması, ayrılmalarına karar verilmesi, anne babanın evli olmaması gibi durumlarda çocukla kişisel ilişki kurma hakkı gündeme geliyor.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair karar verilmeden önce Yargıtay ilke kararlarında (“BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nde de belirtildiği gibi) idrak çağındaki her çocuğun dinlenerek karar verilmesi gerekiyor. Yani çocuğun beyanı önemli. Ama mahkeme bu beyanla bağlı değil. Sunulan kanıtlara göre çocuğun üstün yararını gözetmek zorunda.

Hem ana babanın hem de üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurabilmeleri ancak mahkeme kararıyla mümkün. Kişisel ilişkinin kurulma şekli, zamanı vb. hususlar yine çocuğun üstün yararına göre belirlenmek ve detaylarıyla mahkeme kararında gösterilmek zorunda. İşte kısaca belirtme gereği duyduğum bu sistem içerisinde, her zaman en adil şekilde verildiğine inanmadığım mahkeme kararlarıyla çocukla ebeveyn arasında kişisel ilişki kurulmasına dair karar veriliyor.

Ancak en büyük problem buradan sonra başlıyor.

 

Bazen bir taraf sırf diğer ebeveyne maddi ya da manevi zarar vermek, çocuğun diğer tarafın hayatındaki kadın/erkekle vakit geçirmemesini sağlamak, intikam almak amacıyla bazen de çocuk ebeveynden zarar görebilir çocuğa iyi bakılmayabilir ya da ebeveyn çocuğu kaçırabilir korkusuyla, bazen de karşı tarafla ilişki içinde olmamak için çocuğu teslim etmek istemeyebiliyor.  Maalesef ebeveynin bu korkusunun yersiz olmadığının en acı şekilde görüldüğü şeyler yaşadık. Geçtiğimiz aylarda boşanma davası devam ederken defalarca şikayet edilmesine rağmen hakkında yeterli tedbir alınmayan Ali Yardım isimli cani iki kızını pompalı tüfekle öldürdükten sonra annelerini arayıp “Çocuklarını öldürdüm.” diyebilmişti.

Bazen ise çocuk diğer tarafla görüşmeyi reddediyor. Çocuğun bu talebinde haklı olma ihtimali olduğu kadar haksız olma ihtimali de var. Ebeveynlik bilincini unutarak çift olarak ayrılan taraf (ya da taraflar) çocuğun diğer ebeveynle arasındaki iletişimin korunması için olumlu yönde teşvik etmeyi bırakın çocuğu diğer ebeveyne karşı olumsuz fikirlerle doldurarak çocuğun ilişki kurmaya ağlaya ağlaya karşı çıkmasına neden olabiliyor.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına karar verilen tarafın ilişkiyi kurması engelleniyorsa -ki bunun her zaman maddi gerçeği yansıtmayacağını belirtmiştim- kişi İcra ve İflas Kanunu gereğince ilamlı icra takibinde bulunma hakkına sahip. Bu durumda diğer tarafa icra emri gönderilerek, çocuğun hak sahibi ile kişisel ilişkide bulunmasına engel olunmaması, aksi takdirde bunun zorla yerine getirileceği ve şikayet üzerine altı aya kadar hapisle karşılaşacağı ihtarı yer alıyor. Bu ihtar yerine getirilmezse, icraya geçiliyor.

İcra esnasında sosyal çalışmacı pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzman, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimci hazır bulundurulmak zorunda. Çocuğun bu şekilde teslimi ebeveynler için birçok maddi, manevi külfete yol açsa da burada konu çocuğun üstün yararı, bu yüzden sistemi eleştirirken bu detaylara giremeyeceğim.

Çocuğun icra yoluyla tesliminde bir uzmanın bulundurulma zorunluluğu 2003 yılında yapılan değişiklikle getirildi. “Bu değişikliğin nedeni aslında çok açık. İyiniyetli kanun koyucu, uzmanın; çocuğun durumdan psikolojik olarak olumsuz etkilenmesinin önüne geçmek için ve çocukla teslim yükümlüsü ebeveyni dinleyerek gerekirse teslimin ertelenmesine karar verebileceğini düşünmüş olmalı” diye düşünüyorsanız, yanıldınız. Çünkü uzman çocuğun olumsuz etkileneceğine karar verse, çocuk ağlasa sızlasa bağırsa dahi o teslim yapılır. Bizde adettendir, her işi yarım yamalak yaparız.

Kanunun gerekçesinde de Adalet Bakanlığı’nın 2006’da yayınladığı genelgede de “Çocuğun, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’de öngörülen yüksek yararının gözetilmesi ve Sözleşmenin 9 uncu maddesinde yer alan ilkelere uyum sağlanması suretiyle, psikolojik yönden rahatsız edici unsurlardan etkilenmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.”  ifadesine yer verilmiş ama çocuk ne hale gelirse gelsin o icra emrinin yerine getirilmesini en azından erteleyecek hiçbir önlem alınmadı. Yargıtay da “İcra Müdürlüğünce, infazın çocuğu psikolojik açıdan olumsuz etkileyeceğine yönelik uzman beyanına itibar edilerek, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın yerine getirilmemesi yasaya aykırıdır.” der. Üstelik, çocukla kişisel ilişki kurmak isteyen ebeveyne alacaklı diyerek. Çocuğa da mal deseydi niyetini tam olarak ortaya koyacaktı belki de…

2003’te meseleye yarım yamalak atılan elin sahibi bir kez daha meseleye el attı ve tam 15 yıl sonra bu sorunu 100 gün içinde çözeceğini vadetti. Cumhurbaşkanlığının 100 Günlük İcraat Programından bahsediyorum. Plana göre, icra müdürlükleri vasıtasıyla gerçekleştirilen çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki tesisine yönelik ilamların icra sistemi dışına çıkarılarak, ücretsiz gerçekleştirilmesine yönelik düzenleme yapılacak. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemininin mucidini tebrik etmek gerekiyor belki de. Çünkü geçtiğimiz 15 yıldaki başbakanlığında ve cumhurbaşkanlığında tahminimce (!) bürokrasi engelini aşamamış olan Erdoğan, daha önce gündemine almadığı bu düzenlemeyi yeni sistemin ilk icraat programıyla 100 günde çözmeyi vaat edebiliyor. Buna göre “Çocuk Teslim Merkezi” adını alacak birimler kurulacak. Peki sonra ne olacak? Ya ebeveyn çocuk teslim merkezine çocuğu getirmezse ne olacak?

Somut düzenlemeyi görmesek de ne olacağını tahmin etmek zor değil. Geçmişteki yarım yamalak düzenlemeler ve  Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu’nun tavsiye kararı yeterince referans oluşturuyor. Kurumun 2017’de verdiği tavsiye kararında, “çocuk tesliminin icra sisteminden çıkarıldığı yeni bir sistem kurgusuna yönelik mevzuat düzenlemelerinin yapılması, “aile buluşma noktaları” gibi hizmet birimleri oluşturulması, yer alıyor. Gerekirse  çocuğu teslim etmeyen ebeveyne danışmanlık tedbiri de uygulanacak, ki bu da zaten mevcut durumda yapılabilen bir uygulama. Ebeveyn çocuğu bu birime getirmezse ne olacak sorusunun cevabı yine yok çünkü buna değinilmemiş bile.

Nedeni çok basit aslında. Her konuda günü kurtarmaya çalışan AKP iktidarının, modern ve mutlu bir topluma katkıda bulunmak gibi bir derdi hiçbir zaman olmadı. Erdoğan ve ekibinin bu meseleyi ele alış biçiminden endişeliyim. Çocukların korunmasını tüm mücadelelerden üstün tutuyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Meteoroloji 'Kırbaç Kasırgası' için uyardı
Meteoroloji 'Kırbaç Kasırgası' için uyardı
Bursa’da bir kadın bir erkek tarafından yakılarak öldürüldü
Bursa’da bir kadın bir erkek tarafından yakılarak öldürüldü