- Suskunluğun Hikayesi: 'Kaç karanlık kavuşuyor'
Melis Söylemez -

- Suskunluğun Hikayesi: 'Kaç karanlık kavuşuyor'

İnsan bazı günlerde haber izlemeye dayanamıyor, kadın cinayetleri, tecavüz, şiddet, çocuk istismarı derken, her izlediğimiz haber sonrası kahroluyoruz, öfkeleniyoruz, hakaret ediyoruz ve üzüntümüzü bu yollarla gidermeye çabalıyoruz.

Son günlerde artan çocuk istismarı vakalarının kamuoyuna yansımasına karşılık, aralarında ünlü isimlerin de olduğu birçok insan “Çocuk Susar Sen Susma” etiketiyle çocuk istismarına tepki göstermeye başladı. “Bir çocuğun çıkaramadığı ses olmak zorunda oluşumuz”un farkındalığı başladı. Kimileri de hiç ses çıkarmadı ya da ben görmedim. Bazıları ise iyi ki konuşmadı, “istismar abartılıyor” deyip toplumun büyük bir kısmını suskunluğa mahkum edebilirdi çünkü.

Susmak demişken susmanın çeşitlerini düşünelim. İnsan konuşmanın fayda getirmeyeceğini anlayıp susabilir. Konuşacak birşeyi olmadığı için susabilir. Saklaması gereken birşey olduğu için susabilir. Korktuğu için susabilir...

Korkmak demişken Yaşar Kemal’in çok sevdiğim kitabı, “Çocuklar İnsandır” ın arkasında yer alan Kemal Özer’in 1975 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde Yaşar Kemal’le yaptığı “Neden çocuklar insandır?” başlıklı röportajında yer alan olay aklıma geliyor.

Şöyle anlatıyordu Yaşar Kemal “Bir akşam Menekşeden yukarı çıkıyorum. Menekşe, benim evin orda gecekondu mahallesi. Bir çocuk geliyor karşıdan, beş yaşlarında. Birdenbire yanıma geldi. ‘Kaç Yaşar amca’ dedi.‘Niye kaçayım?’ dedim. ‘Kaç karanlık kavuşuyor’ dedi. Çocuk, daha çok, düşte yaşıyor. Deneyleri az olduğu için, bozulmamış olduğu için, özlemlerini gerçek haline, düş haline getiriyor...”

Bir çocuğun karanlıktan ne kadar korktuğuna ben de şahidim. Yakın zamanda girdiğim bir davada on yaşlarında bir çocukla yaşadıklarımızı anlattığımda siz de şahit olacaksınız.

Küçük bir yerde, hafif zeka geriliği ve konuşma bozukluğu olan bu sebeple özel eğitim görmek zorunda olan bir çocuk... Okulundaki özel eğitim sınıfında bir tek o var ve mükemmel bir öğretmeni. İyi ki o var, o anlıyor çocuğun ne demek istediğini, o ortaya çıkarıyor herşeyi. Babası daha küçükken borçları sebebiyle cezaevine girdiğinde, annesi kaçıyor evden, boşanıyor ve başka biriyle evleniyor. Babaannesiyle birlikte yaşıyor. Cezaevinden çıkan babası uzaklarda çalışmak zorunda. Bir an bile babasından uzakta kalamıyor adliye koridorunda. Uzayan duruşma saatlerinde birlikte “Şirinler”i izliyoruz. ‘Hani geceleri benim odamdan çıkıyor ya cüceler, işte bunlar’ diyor. İçimden dualar ediyorum, ne olur daha önce de çocuk istismarından sabıkası olan ve bir yıldan fazla süredir bu çocuğu istismara yeltenen ve korkarım ki istismar eden sanık duruşma salonuna getirilmesin. Korkacak ve susacak çünkü.

Babasından korkacak bir de. Babası oğlunun başına neler geldiğini detaylıca bilmiyor çünkü, bana sorduğu sorulardan anlıyorum. “Oğluma birşey yapmış olsa öldürürdüm o adamı deyişinden, oğluma sarkıntılık yaptığı ortaya çıkarsa gebertirim o adamı” deyişinden anlıyorum.

İki buçuk saat sonra duruşma salonuna girerken bir rahatlama, sanık orada değil, gelmemiş. Ama pedagogun tavsiyesiyle Mahkeme’nin onayıyla dışarı çıkartılmıyor baba. Benim talebim dikkate alınmıyor tabi.

Çocuk anlatıyor, adamın onu sevdiğini, nasıl sevdiğini(!) anlatıyor bir bir... O kadar masum ki kavrayamıyor yaşadıklarının boyutunu. Şirinlerden korkacak kadar masum, baba ve anne ilgisine, sevgisine, şefkatine o kadar muhtaç ki... Duruşmada o herşeyi anlattıktan sonra ilgisini dağıtmaya çalışıyorum. Duruşma salonunun kasvetine karanlığına baktıkça korkuyor çünkü... Önümüzdeki bilgisiyarda akıp giden yazılara baktıkça korkuyor, hakim ona sorular sordukça korkuyor, avukat sordukça korkuyor...

Ve işkence saatleri bitmek üzere, birazdan açıklanacak o sanık yokluğunda tutuklanacak, diye bekliyorum. Olmuyor. “Durumda bir değişiklik yok” diyerek tutuklanmıyor. Nasıl olur, beynimden kaynar sular boşalıyor. Daha önce bir defa istismardan ceza alan, daha sonra aynı suçtan dolayı “yeterli delil elde edilemediğinden” ceza almayan sanık “zaten açık cezaevinde avukat hanım” niye tutuklanmasını istiyorsunuz bakışları altında, tutuklanmıyor...

Bu yazıyı, kanunların yetersizliğinden, kanunların uygulanmasında takdir yetkisinin çok geniş tutulduğundan, toplumda giderek artan kötücül zihniyetin ektiği tohumlar yüzünden istismar vakalarının bu denli arttığından bahsederek bitirebilirdim ya da Sait Faik Abasıyanık’in bir hikayesindeki şu cümlelerle “Ne söylesem boş, ne söylesem anlatamam artık, iyisi susayım, bitireyim hikâyemi.”

Ve ben de susarak bitirmek istiyorum. Susmanın bazen reddediş, bazen kabul ediş anlamına geldiğini bilerek...

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Konsensüs'ten İstanbul için seçim anketi
Konsensüs'ten İstanbul için seçim anketi
Tacizi protesto eden öğrencilerden 15’ine uzaklaştırma cezası
Tacizi protesto eden öğrencilerden 15’ine uzaklaştırma cezası